18 Ocak 2017 Çarşamba

BAKANLIKTAN KAÇIŞ


Dünyayı yoksulluk ve savaş çemberine kıstırdıktan sonra devrini tamamlayıp ortadan kaybolan neoliberalizm, küreselleşme uğruna yıllarca “devleti küçültmek” ve “etkin devlet yaratmak” adını verdiği yıkıcı bir siyaset yürütmüştü. Bunun devlet üzerindeki somut etkilerinden biri bakanlık sistemini dağıtmak idi.
1980’li yıllarda operasyonların başında bütçe yerine fon sistemi kurmak geliyordu. 1988’de sayısı 141’i bulan fonlar, adeta bütçenin yeri almıştı. Bütçenin karar aracı “kanun”dur; fon sistemi bundan sıkılıyordu; kendi aracı olarak kanun hükmünde kararnameleri öne çıkardı. Para ve karar ayrılınca, bürokrasi de ikiye ayrılmıştı. Bir yanda alternatif yeni bürokrasi, öte yanda hantallık, yavaşlık, başarısızlıkla suçladığı bakanlıklar dünyası kalmıştı. Issızlaştırılan bakanlıklar daha sonra sosyal alanda devletteki vakıflaşmayla, iktisadi ve mali alanda ise üstkurullaşmayla ‘eski dünya’nın kurumlarına dönüştürüldüler.
Devleti küçültmek işinin teknik adı, bakanlıktan kaçış idi. Süreç neredeyse bitmişti. Sıra yeni-anayasalarla durumu değişmez hale getirmekteydi.
Gelin görün ki 2008’de hem IMF, hem Dünya Ticaret Örgütü siyasetlerinin iflasını adeta ilan ettiler. Dünya Bankası, zamanı dolup devri kapanan “küçük devlet” projelerini yalpalayıp sürüklenerek kapatma derdine düştü. Bakanlık sistemini ortadan kaldıramadan kendileri çöktüler.
*
Böyle bir noktada, bugünlerde TBMM’den çıkarılmaya çalışan anayasa değişikliğinin devlet örgütlenmesinde bakanlık sistemine son verecek hükümler getirmesi şaşkınlık vericidir.
Anayasa değişikliği tasarımı, bakanlıkların bütüncüllüklerini ortadan kaldırıyor; çünkü anayasada nerede bakanlar kurulu sözü geçiyorsa, o sözü siliyor. Buna göre bakanlar, artık “hükümetin üyeleri” olmayacaklar. Bunların eşgüdümlü çalışmasının cumhurbaşkanı tarafından sağlanacağı varsayılıyor.
Bakanlıkların TBMM ile ilişkileri de kesilip atılıyor. Bakanlar milletvekili olamayacaklar.
Değişikliğin 10. Maddesinde Anayasa’nın 106. Maddesine eklenen sonuncu paragraf sayesinde, şimdi sayıları 21 olan bakanlıkların kuruluş ve yok ediliş esasları bile TBMM tarafından belirlenemeyecek.
Devletin en üst yöneticileriyle ilgili esaslar da TBMM’den alınmış bulunuyor. Her bir bakanlığın Ankara’da ve 81 il ile 912 ilçede örgütlenişleri, esasları ve işlemesiyle birlikte cumhurbaşkanı kararnamesine bağlanıyor. Bu da Anayasa’nın 104. Maddesine cümle arası cümlecikle sıkıştırılmış bulunuyor.
*
Elbette bütün bu işleri tek bir kişi yapamaz. Peki, nasıl yapılacak?
Yapılamayacak.
Bakanlıklar sistemi ortadan kaldırılmışsa, yani bakanlık denen kurumların TBMM, hükümet, cumhurbaşkanı üçlüsü tarafından inşası bir kalemde silinmişse, bunların yerine de hiçbir ortak eşgüdüm ve denetim mekanizması öngörülmemişse, ki öngörülmemiştir, yapılamayacak.
Yapılamayacağı için, ikinci adımda, kurumların özerkleştirilmesi diye bir dayatmayla burun buruna geleceğiz. Bakanlıklar, şimdi içinde erimiş bulunduğu devlet tüzelkişiliğinin dışına çıkarılacak. Her biri kendi başına birer kamu tüzelkişisi yapılacak; yani “özerk” hale getirilecekler.
Hizmetleri bakımından özerk kurumlarda parçalanmış devlet, toprak üzerinde “üniter” varlığını sürdürebilir mi? Evet diyen beri gelsin!
*
Karşı karşıya olduğumuz şey, küreselcilerin en kabadayı zamanlarında bile rüyalarında göremeyecekleri türden bir “açılım”dır. Bu, ülkemize 2003-2005’te dayatılan ‘kamu yönetimi kanun tasarısı’nın anayasa kılığına bürünmüş halidir.
Hem de küreselcilik batmışken, dünyada ulusal siyasetler yükselirken, asıl şimdi yeni bir dünya düzeninin kurulma sancıları yaşanırken, devlet tüzelkişiliğini berkitmek zorunluluğu her zamankinden daha da açık iken…

Bu tasarım Türkiye’nin hayrına değil. O yüzden hayır!

11 Ocak 2017 Çarşamba

BU TASARI BİZE KUŞKU VERİYOR


Ülkemizde hükümet sistemi parlamenter sistem değildir.
Yarı-başkanlık sistemidir.
Bu durum otuz üç yıla yayılarak ortaya çıkmış bulunan bir sonuçtur. İlk adım, 1982 yılında yürürlüğe giren anayasada cumhurbaşkanlığına geniş yetkiler verilmesiyle atılmıştı. 2007 yılında cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar veren referandum, sistemin anayasal düğümünü atmıştı. İlk seçim 10 Ağustos 2014 yılında yapıldığında ise uygulaması başlamıştı.
*
Yaşanan sürece karşın, anayasada “cumhurbaşkanı seçilenin partisiyle ilişiği kesilir” hükmünün saklı durması, sistemin yapısıyla çelişkili ve hatta eşyanın doğasına aykırı diyebileceğimiz bir durumdur.
Yaratabileceği sakıncalara iki örnek verebiliriz:
Bu hüküm kullanılarak, siyasal yaşamımızın içinden çıkıp cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan kimsenin her adımı ‘partiyle ilişiklik’ suçlamasıyla baskı altına alınabilir. Kolayca tehdide dönüştürülebilecek bu tür bir suçlama, cumhurbaşkanlığını çalışamaz hale getirebilir. Öte yandan bu hüküm, cumhurbaşkanlığına aday belirlerken, kendi siyasal yaşamımızın ateşinde pişmemiş ithal ya da teknokrat adaylar aramaya çıkmamızı teşvik edebilir. Böyle arayışların bizi nerelere sürükleyebileceğini ve ne tür bilinmezliklere onay vermek zorunda bırakacağını Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi örneğinde gördük.
*
Söz konusu hükmün anayasadan çıkarılması, partili cumhurbaşkanlığı getirmek olarak adlandırıldı. AKP – MHP anayasa değişikliği teklifinde bu yapıldı.
Ne var ki burada durulmadı.
Ortaya çıkan şey, cumhurbaşkanlığı sistemi adı altında devlet başkanlığı rejimi oldu. Bu sözde sistem, hukuk devletini mümkün olmaktan çıkaran bir idari devlet heyulası ile tamamlandı. Partili cumhurbaşkanlığını partisinin genel başkanı da olan cumhurbaşkanı gibi yorumlayıp ilan eden AKP’li goygoyculuk, bunlara bir de parti devleti yaratmak becerisini ekledi.
Partili cumhurbaşkanlığı, bunun ne olup ne olamayacağını gösteren hiçbir tanım getirilmediği için, ‘cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı da olabilir’ gibi, yine eşyanın doğasına aykırı olan, başka bir yorumun kucağına atıldı. Eşyanın doğasına aykırı, çünkü 21. yüzyıl Türkiye’si tek değil çok partili siyasal sisteme sahip bir ülke. Çok partili siyasal sistem içinde bir partinin genel başkanı olan kişinin aynı zamanda Türk Milletinin ve birliğinin temsilcisi ve devletin başı olarak kabulü olanak dışı. Bir parti başkanı kişinin başkomutan olarak onay bulması da olanaksız.
*
AKP ve MHP’de anayasayı ‘sistemdeki tıkanıklıkları gidermek’ için değiştireceklerini söyleyen ilgili kişiler, söylediklerini değil başka bir şey yaptılar.
Yaptıkları şey, MHP’nin daha dört ay öncesinde kadar şiddetle ve hiddetle karşı çıktığı bir şey. MHP, oturduğu masada başkanlık rejimine ve eyaletleşme yolunun temizliğine imza atıp bunların savunucusuna dönüştürülmüş bulunuyor.
Bu şey AKP açısından ise, Erdoğan’ın Saddam ve Kaddafi ile ilgili olarak küresel merkezlerde imal edilmiş, tam mühendislik ürünü ‘firavun, tiran, diktatör’ kalıpları içine yerleştirilme çalışmalarına tuttukları bir çanak.
Ortalık yerde “Türk Milletinin devri bitti” diyen, Atatürksüz ve Türksüz anayasa yapacaklarını söyleyen Mehmet Uçum gibi cumhurbaşkanı başdanışmanlarının “bu ilk adım, gerisi gelecek!” türden açıklamaları patlıyor.
Ve kamuoyu, bu paketin nerede, kimler tarafından, nasıl bir çalışma sürecinde hazırlandığını bilmiyor.
Anayasa ve hukuk tekniği olarak yalap şalap, hedefleri bakımından MHP’nin konumuna ve cumhurbaşkanıyla hükümetin maddi çıkarlarına aykırı bu paket, gerçekten neyin nesi?
Ortaya çıktığında bile inanasımız gelmeyen bunca kumpastan, kendi ülkesinde TBMM’ni bombalayacak kadar ülkesine düşman hale gelmiş bunca garip ruha tanık olduktan sonra, soruların içinde en önemli soru bu: Gerçekten, bu anayasa değişikliği neyin nesi?

Bu tasarıyı geri çekin!

8 Ocak 2017 Pazar

HUKUK DEVLETİ NASIL YOK EDİLİR?



AKP – MHP anayasa değişikliği önerisi, kendi oylarıyla Anayasa Komisyonunda kabul edildi. Acemice, aceleyle, kötü hazırlanmış olan metne bir de Komisyon el attı. Toplam 21 maddeyi 18 maddeye indirdi ve bazı değişiklikler yaptı. Ama metin iyileşecek gibi değildi. Zaten görüldü ki Komisyonun da böyle bir derdi yoktu.

Değişikliklerden ikisi devletin kuruluşuyla ilgili.

*

AKP – MHP önerisinde, mevcut anayasanın 126. Maddesine bir paragraf eklenmişti. Bu, kamuoyunda “eyalet sisteminin önü açılıyor!” değerlendirmesi yaratan eklemeydi. Eleştiriler haklıydı. Komisyonda AKP önerge verdi ve bu eklemeden vazgeçtiler.

Ama dayanamadılar; çıkardıkları paragraftan bir tutam tortuyu 106. Maddenin en sonuna bir cümlecik olarak yerleştirdiler.

İki partinin önerisinde, ‘cumhurbaşkanına kim vekalet edecek’ konusunu düzenleyen 106. Maddenin sonuna, bu maddeyle ilgisi olmayan bir cümle yerleştirilmişti. Buraya kondurulan cümleyle cumhurbaşkanına yeni bir yetki veriliyordu. Aslında yeri, hemen iki üstte cumhurbaşkanının yetkilerini düzenleyen 104. Maddeydi. Komisyon da hükmün maddeyle ilgisizliğini görmezden geldi ve ‘o bir tutam tortu’yu buraya sokuşturdu.
“Madde 106 – Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir.”
Oysa yürütme organı, böyle bir yetki kullanamaz.

Çünkü bakanlıklar, ayrı tüzelkişilikleri olmayan, devlet tüzelkişiliği içinde yer alan temel kamu kurumlarıdır. Bunların kurulması ve kaldırılması da, örgütlenme kurallarının ve görev - yetki çerçevelerinin belirlenmesi de “kanun” konusudur. Bu yetki TBMM’ne aittir. Yetkinin cumhurbaşkanına, yani “yürütme organı”na verilmesi, “kuvvetler ayrılığı ilkesi”ni ortadan kaldırmaktadır.

Daha da önemlisi, yapılan bu iş, hukuk devleti ilkesini yok etmektedir. Çünkü bir devletin hukuk devleti olup olmadığını belirleyen ölçülerden biri, “yasallık” (kanunilik) ilkesidir. Yani, idarenin kuruluş ve işleyiş usulleriyle esaslarının idarenin kendisince değil, yasamadaki halk temsilcileri eliyle belirlenmesi…

Komisyon, eklenen paragrafı kaldıracak yerde, buna bölgecilik özlemlerine kapı aralayarak “taşra teşkilatlanması”nı da eklemiş ve metne adeta tüy dikmiştir.

*

Diğer değişiklik, mevcut anayasanın 123. Maddesine yine bir paragraf olarak eklenmişti. “Üst düzey yöneticilerin atanma esas ve usullerini cumhurbaşkanı belirler” yazmışlardı. Kamuoyunda eleştiriler yükseldi; yani şimdi cumhurbaşkanı “valiler bundan böyle atamayla değil, seçimle işbaşına gelir” diyebilsin mi isteniyordu?!

Tepkiler karşısında önerideki bu ekleme de Komisyonda çıkarıldı. Ama buradan silinen paragraf, 104. Maddede bir cümlenin içine iç-cümle olarak yine yerleştirildi.

Üst düzey yöneticileri atamak, yürütme organının yetkisinde. Geçmişte de öyleydi şimdi de öyle.

Ama, üst düzey yöneticilerin atanmasına ilişkin kuralları, usul ve esasları belirlemek yetkisi, Türkiye’de her zaman TBMM’ye ait oldu. Kanun ile düzenlendi.

Çünkü bu kademeler, devletin kuruluşunun bir parçasıdır. Üst düzey yöneticilerin hangi temel kurallarla atanıp görevde tutulacakları meclis tarafından belirlenecek, bu düzeydekiler daha alt düzeylere atamalar yaparken yine meclisin belirlediği şablona göre davranacaklardır. Eğer usul ve esaslar şablonu yürütmeye ve dolayısıyla idareye bırakılırsa, hukuk devleti yıkılmış, idari devlet uçurumuna düşülmüş olur.

Adı üzerinde, cumhurbaşkanına verilen yetki, yürütme yani işlerlik kazandırma, çalıştırma, işletme yetkisidir. Yürütme organı atama işlemlerini yapabilir. Ama kurucu nitelikte esas ve usul belirlemek, yasama organının işidir. Bunun ondan başka bir organ tarafından yapılması kurucu iradenin, yasama işlevinin devri ve hatta gaspı olur.

Bu da hem “kuvvetler ayrılığı”nı hem de “hukuk devleti”ni berhava eder, gider.

*

Yanlışları düzeltilecek gibi değil!

En iyisi, bu tasarının geri çekilmesidir.

[BAG, Aydınlık, 8 Ocak 2017]

4 Ocak 2017 Çarşamba

PARTİLİ Mİ PARTİZAN MI?


Anayasa’nın 101. Maddesinde “cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa partisi ile ilişiği kesilir” hükmü var.
AKP-MHP anayasa değişikliği önerisi bunu metinden çıkardı. Böylece partili cumhurbaşkanlığı ilkesi benimsenmiş oldu.


*
Haydi diyelim ki, doğrudan halk tarafından seçilen bir makam için partisizlik aramak, eşyanın doğasına aykırıdır. Böyle bir yasak, cumhurbaşkanlığı üzerinde siyasal amaçlı baskılar yaratabilir ve bu baskılar söz konusu makamın çalışmasını engelleyecek boyutlarda olumsuz sonuçlar doğurabilir. Yasağın ortadan kaldırılması uygundur!
Ama AKP-MHP tasarısı kaldırdığı hükmün yerine başka hiçbir şey koymadı. Cumhurbaşkanının partililik hali tanımlanmadı.
Eğer toplumda partililik niteliğinin anlamı konusunda oluşup paylaşılmış yerleşik ortak bir görüş olsaydı, anayasadan bu konuda yön göstermesi istenmeyebilirdi. Ne var ki ortak görüş bir yana, kimileri bunun bir partinin genel başkanı olma hakkı anlamına geldiğini söylerken, kimileri de bir siyasal partiye mensubiyetin “iz”ine sahiplikten ibaret olduğunu söylüyor.   
*
Bu konuya benzer bir örnek, belediye uygulamalarımızda var.
Türkiye’de 1963 yılından beri belediye başkanları partili belediye başkanı. Belediye başkanları o tarihe kadar meclisin içinden ya da dışından ama meclis tarafından seçiliyordu. 1963 yılında çıkarılan 307 sayılı yasa, başkanların meclis gibi doğrudan halk tarafından seçilmesi kuralını getirmişti.
Bu kuralla birlikte, yasada partili başkanlığın sınırları da belirleniyordu. Ortak görüş şuydu: Başkan siyasal seçimle sandıktan gelecek. Ama görevi süresince parti faal hizmetlerinde görev almamalı.
Yasama sürecinde bu görüş uygulamaya yön verecek biçimde kaleme alınarak şöyle bir hüküm kuruldu: Seçilen belediye başkanları, bu görevlerinin devamı süresince siyasi partilerin genel merkezlerinde vazife alamayacakları gibi il ve ilçe idare kurulu başkan ve üyeliklerinde de bulunamazlar.
Bütün taraflar için gerekli ve anlamlı görülmüş olmalı ki, zamanın tutanaklarında bu düzenlemenin herhangi bir itiraza ve tartışmaya konu olmadığı görülüyor. Uygulama yarım yüzyılı aştı. Bu süre içinde belediye başkanları seçildikten sonra ‘artık tüm beldenin başkanıyım’ diyerek kamu hizmetlerini hiçbir siyasal ayırım yapmayacak biçimde yürüteceklerini ilan ederek iş gördüler. Partilerin başkanlar üzerindeki baskısı elbette hiç bitmedi. Başkanlar da partilerini kontrol etmek için didişip durdular.
Ama kamu hizmetlerini görmek bakımından partililiği partizanlığa dönüştüren her uygulama, ilgili belde halkından ciddi tekiler ve uyarılar aldı. Belli bir dengeye varıldı.
Dengeyi hiç kuşkusuz, partili belediye başkanlığının tanımını yapan yasa hükmü sağladı.  
*
AKP-MHP önerisinin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi 30 Aralık 2016 sabahı bitti. Komisyonda epeyce değişikliğe uğratılan, 21 maddeden 18 maddeye düşürülen metinde partili cumhurbaşkanlığı konusu Komisyona geldiği haliyle bırakıldı.
Komisyon da partililiğin tanımını yapmadı.
Cumhurbaşkanının, mecliste çoğunluğu oluşturacak bir siyasal partinin genel başkanı olması, bunu destekleyen başka hiçbir şey olmasa bile, kuvvetler ayrılığı ilkesini kendiliğinden boşa çıkarıyor. Somut olarak söylersek, milletvekili aday listeleri, genel başkan/cumhurbaşkanının çekmecesinden çıkacak. TBMM yani ülkenin yasama organı, cumhurbaşkanı yani yürütme organı tarafından kurulacak. AKP-MHP’nin kuvvetler ayrılığına dayanan bir anayasa değişikliği yaptık sözü, içi boş bir söz.
Siyasal sistemimizin tek-partili değil, çok-partili olduğunu yinelememize gerek var mı? Cumhurbaşkanına hem bir siyasal partinin genel başkanlığı yetkisini hem de “devletin başı” unvanını vermek, basitçe parti-devlet inşa etmek demek. Bu sistemde cumhurbaşkanının devletin başı sıfatıyla “Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder” sözü ise, hiçbir gerçek mekanizması olmayan kof bir söz.
Yanlış yaratan boşluk giderilir mi? Belki.
Ama en iyisi, bu yalap şalap tasarının geri çekilmesi. 


[BAG, Aydınlık, 4 Ocak 2017]

16 Aralık 2016 Cuma

2016 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİ ÜZERİNE İNCELEME


10 Aralık 2016 günü, TBMM Başkanlığına AKP milletvekillerinin imzasıyla bir anayasa değişikliği önerisi verildi. Bu öneri, AKP ve MHP genel başkanlarının anlaşmaya varmalarıyla gündeme gelmiş, öneriye son biçimi MHP yönetiminin görevlendirdiği bir milletvekiliyle görüşülerek verilmişti. Yapılan açıklamalara göre öneri 20 Aralık 2016 günü TBMM Anayasa Komisyonunda görüşülmeye başlanacak, çalışmalar Mart - Nisan ayında referandum yapılacak biçimde sürdürülecek.
[Güncel durum notu: Anayasa Komisyonu görüşmeleri 30 Aralık 2016 günü sabah saatlerinde tamamlandı. 21 madde 18 maddeye düşürüldü. Metnin özü değişmedi.] 

GENEL OLARAK

1. 2016 Önerisi, toplam 21 maddeden oluşan, mevcut anayasanın 65 maddesinde, toplam 177 maddeli anayasanın %35’inde değişiklikler yapan bir pakettir. Öneri sayısal değerlendirmeyle ‘mini-paket’ ölçülerini çok aşmıştır.

2. 2016 Önerisi, özensiz ve yetersiz bir hazırlıktır.

a) Vatandaşların siyasi haklar ve ödevleri arasındaki seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını düzenleyen 67. Maddeyi iptal etmiş; yerine bir düzenleme de öngörmemiştir. Gerçekte 67. Maddenin iptal edilen maddelerden olmadığı, bunun yanlışlıkla yazıldığı ortadadır.

b) Bütçeyi düzenleyen madde 161’de “devletin” sözü “kamu idarelerinin” diye değiştirilmiştir. Devlet sözü, merkezi idareyi anlatır. Kamu idareleri terimi ise, hem merkezi hem mahalli idareleri içerir. Değişikliğin anlamı, yerel yönetimlerin bütçelerinin de cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanacağı anlamına gelir ki, böyle bir durum yanlış bile değil saçmadır.

3. 2016 Önerisi değişiklikleri, gerçek bütünlüğü açıklanmadan yapılmak istenen bir değişiklik paketi olması nedeniyle samimiyet, tamlık ve açıklıktan uzak niyetler bütünüdür. Bu nedenle ayıplı bir pakettir. [2012 Önerisi için basınız]

a) 2016 Önerisi, AKP tarafından TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na 2012 yılında teslim edilmiş olan 2012 Önerisi’nin bir bölümü ve rötuşlanmış hali özellikleri taşımaktadır. Öncekinde “başkan” diye anılan makam, şimdikinde “cumhurbaşkanı” olarak anılmış, ancak ilgili hükümler aynen korunmuştur.

b) 2012 Önerisi ve AKP’nin “yeni-anayasa” adıyla değişik zamanlarda gündeme getirdiği istekler çerçevesinde değerlendirilirse, 2016 Önerisi gerçekte AKP aklında yerine koruyan bir bütünün parçalarından biridir. Diğer parçaların, uygun zaman geldiğinde ve uygun başka ortaklar bulunduğunda uygulamaya koyulmak istendiği görülmektedir.

4. 2016 Önerisi “cumhurbaşkanlığı” makamı temelinde ‘başkanlık rejimi’ kurmayı amaçlayan bir metindir. Bu çerçevede “hükümet”in siyasal ve hukuksal varlığına son verilmiştir.

5. 2016 Önerisi, iddia edildiği gibi ‘güçler ayrılığı’ temelinde bir kuruluş getirmemiştir. Yasama organı olan TBMM’nin görev ve yetki alanını sınırlandırmış, yürütme organı olan cumhurbaşkanlığını yasama işleviyle donattığı gibi TBMM üzerinde ‘yasaları görüşülmek üzere geri gönderme’ yetkisi korunarak denetleyici kılmıştır.

6. Devletin “yasa ile düzenlenmesi” ilkesi ortadan kaldırılmıştır.

2016 Önerisi, demokratik devlet örgütlenmesinin kurucu ilkelerinden biri olan ‘idarenin kanuniliği’, yani kamu yönetiminin yasa ile düzenlenmesi ilkesini ortadan kaldırmıştır. Cumhurbaşkanı kararnameleriyle kamu tüzel kişiliği kurma ve kaldırma mümkün kılınmış, merkezi idarenin (bakanlıklar, elçilikler, valilikler, kaymakamlıklar) bütün kurum ve kuruluşlarını düzenleme yetkisi TBMM’den alınıp cumhurbaşkanlığı kararnamesine bırakılmıştır.

7. Böylece “üniter – merkezi devlet” yapısını değiştirmek mümkün kılınmıştır.

a) 2012 Önerisi’nde “Türk” sözcükleri temizlenmiş ve cumhurbaşkanı yemini değiştirilerek burada yer alan Türk Milleti ve Atatürk devrimleri ifadeleri silinmişti. 2016 Önerisi’ne bu maddeler alınmamış, çeşitli maddelerde geçen “Türk” sözü silinmemiştir. Açık ki bu, 2016 Ortağı’nın MHP olmasından kaynaklanmaktadır. Ama MHP, üniter – merkezi devletin ortadan kaldırılmasına hizmet eden düzenlemelere kapıları açmış durumdadır.

b) 2012 Önerisi’nde, devletin üniter ve merkezi idare örgütlenmesini düzenleyen 123 ve 126. Maddelerinde herhangi bir değişiklik yer almıyordu. Son Öneri’de bu maddelerde değişiklikler yapılmıştır. Yapılan değişikliklerle “idarenin kanuniliği” ilkesine, yani devlet yönetiminin TBMM tarafından yasayla düzenlenmesi ilkesine son verilmiştir. Yönetimin kuruluş ve görevlerini düzenleme yetkisi, cumhurbaşkanı kararnamelerine, yani “idare”ye verilmiştir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ


2016 Önerisi milletvekili seçilme yaşını 25’ten 18’e düşürmeyi; milletvekili sayısını 550’den 600’e ve TBMM görev süresini 4 yıldan 5 yıla çıkarmayı öngörmektedir. Milletvekili olmak için gereken koşullardan biri, ‘askerliğini yapmış olmak’tır. 2016 Önerisi bunu ‘askerlikle ilişiği olmamak’ diye değiştirmektedir.

8. TBMM’nin yasama görevi çok büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. 


a) TBMM yasama görevini asıl olarak, bürokrasi tarafından hazırlanıp hükümet eliyle kendisine getirilen “kanun tasarısı” mekanizmasıyla yapar. 2016 Önerisi hükümeti ortadan kaldırdığı gibi, hükümetçe ortaya koyulan kanun tasarılarını da anayasadan silerek çıkarmıştır.

B. Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi
Madde 88 – Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları içtüzükle düzenlenir.

B. Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi
Madde 88 – Kanun teklif etmeye milletvekilleri yetkilidir.

Kanun tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları içtüzükle düzenlenir.


b) Şimdiki kanun tasarıları, 2016 Önerisi’ne göre, elbette bu adı taşımadan, doğrudan cumhurbaşkanına gidecektir. Burada Cumhurbaşkanı Kararnamesi adıyla, tek imzalı olarak ve TBMM’ye hiç uğramadan, doğrudan Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecektir.

c) Durumun vehametini göstermek üzere, şöyle söyleyebiliriz. TBMM’nin çıkardığı yasaların %98’den çoğu “kanun tasarısı”, çok bonkör bir hesapla ve en fazla %2’si kanun teklifinden doğmuştur. Kanun teklifi, tek tek yada bir grup milletvekilinin yasa önerisi demektir. 2016 Önerisi TBMM’ye yalnızca bu kaynağı bırakmıştır. Bürokrasi – TBMM arasındaki yasama ilişkisini tümüyle kesip atmıştır; yasaklamıştır.

9. TBMM’nin denetim yetkisi ortadan kaldırılmıştır.

a) Anayasa’nın 98. Maddesindeki “TBMM… denetleme yetkisini kullanır” sözü silinmiştir.

b) TBMM’nin hükümeti ve tek tek bakanları denetleme yetkisini kullanmasını sağlayan gensoru ve meclis soruşturması mekanizmaları ortadan kaldırılmıştır. Anayasada bunları düzenleyen 99. ve 100. maddeler yürürlükten kaldırılmıştır.

Aşağıdaki kutuda görüldüğü üzere, meclis soruşturmasını düzenleyen 100. madde kaldırılarak, 106. maddeye iliştirilmiştir. Elbette değişiklik yapılmış, bu değişikliklerle meclis soruşturması yöntemi fiilen ortadan kaldırılmıştır. Şimdi geçerli olan sistemde meclis soruşturması tüm milletvekillerinin 1/10'u (55 kişi) tarafından verilen önergeyle başlatılabilirken, getirilen değişiklik bunun için salt çoğunluk (301 kişi) tarafından önerge verilmesini gerektirmektedir. Diğer adımlarda gerekli oranlar da, aşağıda 106. madde tablosundan okunabileceği gibi, bu çizgide artırılmıştır.
[not: bu paragraf yazıya 29.12.2016 tarihinde eklenmiştir.]

c) Milletvekillerinin hükümet mensuplarına sözlü soru yöneltme mekanizması ortadan kaldırılmıştır.

d) TBMM, yürütme organının faaliyetleriyle ilgili olarak yalnızca yaptırımı olmayan genel görüşme yapma, meclis araştırması yapma ve yazılı soru önergesi verme ile sınırlandırılmıştır.

Genel görüşme yöntemi kalmış, ama kapsamı daraltılmıştır. TBMM, yalnızca toplumu ilgilendiren belli bir konuyu görüşebilecek; ancak "devlet faaliyetlerini ilgilendiren" konularda genel görüşme yapamayacaktır. Bu daraltmaya göre TBMM adeta bir 'medeni hukuk' meclisi haline getirilmiştir. [not: bu paragraf yazıya 29.12.2016'da eklenmiştir.]


ŞİMDİKİ MADDE

IV.  Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları
A. Genel olarak
Madde 98 – Türkiye Büyük Millet Meclisi soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yollarıyla denetleme yetkisini kullanır.

Soru, Bakanlar Kurulu adına, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan veya bakanlardan bilgi istemekten ibarettir.

Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden ibarettir.  
                                                              
Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir.







Soru, Meclis araştırması ve genel görüşme ile ilgili önergelerin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile cevaplandırılma, görüşme ve araştırma yöntemleri Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.
2016 ÖNERİSİ

IV.  Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları

Madde 98– Türkiye Büyük Millet Meclisi belli bir konuda Meclis araştırması ve genel görüşme yapabilir; milletvekilleri yazılı soru sorabilir.





Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden ibarettir.

Genel görüşme, toplumu ilgilendiren belli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir.

Genel görüşme ve Meclis araştırmasına yürütme adına herhangi bir temsilci katılamaz.

Yazılı soru; yazılı olarak en geç onbeş gün içerisinde cevaplanmak üzere milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir.

Meclis araştırması, genel görüşme ve yazılı soru önergelerinin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile araştırma usûlleri Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.



10. TBMM Başkanlığı, devletin/yürütmenin vekaletini yitirmiştir.

a) Şimdiki durumda, cumhurbaşkanına vekalet yetkisi TBMM Başkanı’na aittir. 2016 Önerisi bu duruma son vermiştir.

b) Vekalet, cumhurbaşkanınca atanacak yardımcılardan birine verilerek, TBMM devletin temsili gücünden uzaklaştırılmıştır.

F. Cumhurbaşkanına vekillik etme

Madde 106 – Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, görevine dönmesine kadar, ölüm, çekilme veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde de yenisi seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığına vekillik eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.


















C. Meclis soruşturması
Madde 100 – Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve (Ek ibare: 3/10/2001-4709/31 md.) gizli oyla karara bağlar.



Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclise sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir. (Ek cümle: 3/10/2001-4709/31 md.) Bu süre içinde raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur.



(Değişik: 3/10/2001-4709/31 md.) Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde görüşülür ve gerek görüldüğü takdirde ilgilinin Yüce Divana sevkine karar verilir. Yüce Divana sevk kararı ancak üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla alınır.

Meclisteki siyasi parti gruplarında, Meclis soruşturması ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.


F. Cumhurbaşkanı yardımcıları,  Cumhurbaşkanına vekâlet ve bakanlar

Madde 106- Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir.

Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde kırkbeş gün içinde Cumhurbaşkanı seçimi yapılır. Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cumhurbaşkanlığına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır. Genel seçime bir yıl ve daha az kalmışsa Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi de Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte yenilenir. Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa seçilen Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim tarihine kadar görevine devam eder. Kalan süreyi tamamlayan Cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinin yapılacağı tarihte her iki seçim birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cumhurbaşkanına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan olarak atanırlarsa üyelikleri sona erer.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında görevleri ile ilgili suç işledikleri iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.

Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasî partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir.

Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içerisinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.

Bu kişilerin görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.

Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın görevi sona erer.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, göreviyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanır.

Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilât yapısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir.

HÜKÜMETSİZ YÜRÜTME ORGANI

11. “Hükümet” kurumu ortadan kaldırılmaktadır.

Başkanlık rejimi, baştaki kişinin doğrudan halk tarafından seçildiği ve hükümetin olmadığı yönetim biçimidir.

a) Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu, yani hükümet, Anayasa’dan tümüyle silinmiştir. Anayasa’da Bakanlar Kurulunu düzenleyen 109-115 numaralı maddeler yürürlükten kaldırılmış, bunlara verilmiş tüm yetkiler cumhurbaşkanına verilmiştir. Madde 8, 88’de olduğu gibi, başka maddelerde de “Bakanlar Kurulu sözü çıkarılmıştır” gibi ayarlayıcı değişiklikler, bu düzenlemenin ürünüdür.

II.  Bakanlar Kurulu
A. Kuruluş
Madde 109 – Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan kurulur.
Başbakan, Cumhurbaşkanınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından atanır.
Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır; gerektiğinde Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca görevlerine son verilir.
İLGA!

b) Bu durum, bakanlar kurulunun varlığının yeri değiştirilerek sürdürüleceği anlamına gelmez. Öneri’nin başkanlık rejiminde, hukuksal ve siyasal olarak “hükümet” yoktur.

c) “Bakan” olarak anılan kişiler siyasal değil, cumhurbaşkanınca görevlendirilecek teknik-idari kimliğe sahiptir. Göreve getirilmeleri, denetlenmeleri, görevden düşürülmeleri gibi süreçlerde TBMM yoktur. Bütün bu işlemler, önerisiz ve onaysız olarak, doğrudan cumhurbaşkanı tasarrufuna bağlanmıştır. [Bakınız, yukarıda 109. maddeyi gösteren kutu] Bunlar, tek tek de kurul olarak da artık hiçbir siyasal sorumluluğa sahip olmayacaktır. Aşağıdaki 91. maddede görüldüğü üzere, artık kolektif/kurul halinde kararname çıkarma yetkileri yoktur. 

E. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme
Madde 91 – Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.

Yetki kanunu, ........ (TÜM MADDE)

İLGA!

d) Hükümet’in hukuksal olarak ortadan kaldırılması, hem yasama TBMM hem de yürütmeye bağlı devlet örgütlenmesi üzerinde köklü değişiklikler yaratmıştır.

12.      Yürütme organı cumhurbaşkanlığından ibaret kılınmaktadır.


Yürütme organının tek irade varlığı “cumhurbaşkanı kararnamesi” olmuştur.

a) Kanun hükmünde kararname (cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulunun birlikte imzaladıkları) çıkarma yetkisi ortadan kaldırılmış; bunu düzenleyen 91. Madde, hemen üstteki kutuda görüldüğü gibi, iptal edilmiştir. KHK sözü anayasanın her neresinde geçiyorsa, “cumhurbaşkanı kararnamesi” olarak değiştirilmiştir. Bir mevzuat türü olan tüzük, Bakanlar kurulu kararnameleri ve müşterek (üçlü) kararnameler ortadan kaldırılmıştır. Bu sözlerin geçtiği yerlere “cumhurbaşkanı kararnamesi” sözü getirilmiştir.

b) Cumhurbaşkanlığı, sayısı belirsiz ve hepsi cumhurbaşkanı tarafından atanacak “cumhurbaşkanı yardımcıları” ile “bakan” unvanı taşıyan teknik-idari makamlardan ibarettir.

c) Bakanlar milletvekillerinden olamayacaktır. Öneri’de milletvekillerinin “sözlü soru önergesi” mekanizmasının kaldırılmasından da görüldüğü üzere, bakanlar bilgi ve hesap vermek üzere de TBMM’de yer alamayacaklardır. [Yukarıda 98. maddeyi gösteren kutuda]

d) TBMM Başkanlığına ait olan Cumhurbaşkanına vekalet yetkisi, cumhurbaşkanının kendisi tarafından atanacak yardımcılardan birine bırakılmıştır. Devletin ve yürütme organının vekaleten temsilinde gayrı-meşru bir durum yaratılmıştır.

13. Cumhurbaşkanına idari soruşturma yetkisi verilmiştir.

a) Cumhurbaşkanlığına ait olan Devlet Denetleme Kurulu (DDK), idari soruşturmacı bir kuruma dönüştürülmüştür. (Madde 108)

b) DDK, TSK dahil tüm kamu yönetimi üzerinde denetleyici hale getirilmiştir.

14. TBMM Cumhurbaşkanına etki etmekten uzak tutulmuş, buna karşın cumhurbaşkanı TBMM üzerinde etkili kılınmıştır.

a) TBMM tarafından çıkarılacak “kanun”lar cumhurbaşkanı onayına gidecektir. Kanunlar, bu onaydan ve metnin cumhurbaşkanı tarafından Resmi Gazete’ye gönderilmesinden, orada yayımlanmasından sonra yürürlüğe girecektir. Buna karşılık, cumhurbaşkanının çıkaracağı kararnamelerin TBMM’ye gelmesi söz konusu değildir. Kararnameler doğrudan cumhurbaşkanının kendisince Resmi Gazete’ye gönderilip yayımlanacaktır.

b) Üstelik Cumhurbaşkanı TBMM’den gelen yasaları otomatik olarak yayımlamak zorunda değildir. “Yine görüşün” diye TBMM’ye gönderme yetkisine sahip olacak, TBMM görüşünü üye tamsayısının salt çoğunluğuyla ısrar edip korursa yasayı yayımlayacaktır. (Madde 89) Bu durumda da bir gücü vardır; yasayı Anayasa Mahkemesi’ne gönderebilecektir.

c) TBMM, kendisine gelmeyen ve doğrudan yürürlüğe giren cumhurbaşkanlığı kararnameleri üzerinde, yalnızca Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açarak yargısal denetim yolunu kullanabilecektir.

15. Bütçe hazırlama hakkı cumhurbaşkanına verilmiştir.

a) Bütçede “devletin ve kamu tüzelkişilerinin bütçesi” terimi, “kamu idarelerinin ve …” diye değiştirilmiştir. Ne var ki, bizde kamu idaresi (1) devlet idaresi, (2) il özel idaresi, (3) belediye idaresi, (4) köy idaresi olmak üzere dört türden oluşur. Bu değişikliğe göre bütçe, mahalli idarelerin/yerel yönetimlerin bütçelerini de kapsama almış demektir.

b) Bu, hem pratik hem de yerinden yönetim ilkesi bakımından mümkün olmadığına göre, değişiklik ya “devlet” kavramına duyulan alerjinin ya da devlet hukuku dünyasını bilmezliğin sonucudur. 2016 Önerisi’nin ayıplı hallerinden biri de budur.

c) Bütçe tek maddede (madde 161) düzenlenmiş, hükümetin yerini cumhurbaşkanı almıştır. Bütçe ve kesin hesapla ilgili ayrıntıları düzenleyen madde 162-163-164) yürürlükten kaldırılmıştır.

16. Milli Güvenlik Kurulu, tümüyle cumhurbaşkanına aittir.


a) MGK, cumhurbaşkanı kararnamesiyle düzenlenecektir.

b) MGK’da cumhurbaşkanı ve yardımcıları yer alacaktır.

c) Jandarma Genel Komutanlığı MGK üyeliğinden çıkarılmıştır.

10. Olağanüstü yönetim usulü, cumhurbaşkanına özgülenmiştir.

a) Sıkıyönetim tipi yönetme usulü ortadan kaldırılmıştır. (Madde 120, 121, 122 iptal)

b) Olağanüstü yönetim türleri “OHAL”den ibaret bırakılmış, bu sistem madde 119’da yeniden düzenlenmiştir.

c) Böylece olağanüstü yönetimlerde ordunun (TSK) yetkilendirildiği model olarak sıkıyönetim ortadan kaldırılıp, tüm yetki OHAL çerçevesinde cumhurbaşkanına bırakılmıştır.

17. Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği kurumu ortadan kaldırılmaktadır.


Cumhurbaşkanlığı “yardımcılar” eliyle çalışacaktır.

HUKUK DEVLETİ YERİNE İDARİ DEVLET YARATMAK

18. Cumhurbaşkanı kararnameleriyle merkezi - üniter sistemi ortadan kaldırmak.

a) Geleneksel olarak ve şimdiki durumda, devletin enüstdüzey yöneticileri –valiler, elçiler-, Bakanlar Kurulu kararnamesi ile; üstdüzey yöneticiler -müsteşar, genel müdür, vb- üçlü kararname ile atanır. 2016 Önerisi, madde 123’e eklenen bir paragraf ile bunların hepsini tek imzaya, cumhurbaşkanı kararnamesine bırakmıştır.


IV.  İdare
A. İdarenin esasları
1. İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği
Madde 123 – İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.

İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.

Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.

IV. İdare
A. İdarenin esasları
1. İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzel kişiliği
MADDE 123- İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.

İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.

Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulur.

Üst düzey kamu görevlilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.

b) Merkezi idare, başka bir deyişle devlet tüzelkişiliği (elçilikler, bakanlıklar, bunlara bağlı kuruluşlar, valilikler, kaymakamlıklar) TBMM tarafından “kanun” ile düzenlenir iken, 2016 Önerisi’nde bu yetki 126’ya eklenen bir paragraf ile cumhurbaşkanı kararnamesine bırakılmıştır.

c) Madde 123’te yapılan değişiklikle cumhurbaşkanı, “kamu tüzelkişiliği” sahibi olan herhangi bir kuruluşu ortadan kaldırabilir, olmayan bir kuruluş yaratabilir ve elbette bunlarda her türlü değişikliği yapabilir. İl özel idaresi, belediye, köyler de bu kapsamdadır.

d) Madde 126’da yapılan değişiklikle cumhurbaşkanı merkezi idare kapsamındaki bütün kamu kurum ve kuruluşlarını düzenleyen kararnameler çıkarabilecektir. Bu düzenleme “kuruluş, görev ve yetkileri bakımından” denerek herşeyi kapsar şekilde verilmiştir. Buna göre cumhurbaşkanı tek başına bir bakanlığı kaldırabilir, yenisini kurabilir. Böylece bütün devlet personel yapısı üzerinde her türlü tasarrufu yapabilir. Ya da “valiler seçimle gelsin’ diye bir kararname çıkarabilir. Böylece, devletin merkezi – üniter yapısını ademimerkeziyetçilik doğrultusunda dönüştürebilir.

C. İdarenin kuruluşu
1. Merkezi idare
Madde 126 – Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayırılır.

İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. 

Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir. 

C. İdarenin kuruluşu
1. Merkezi idare
Madde 126 – Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayırılır.

İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. 

Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir.

Merkezi idare kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının; kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir.


e) Bu yetkiler, üniter siyasal sistemin ortadan kaldırılması anlamına gelir. AKP’nin siyasal seçim bildirgelerinde “aşırı merkeziyetçilik” yakınması bol miktarda yer almakta, “ademi-merkeziyetçilik” vaadi çok kez dile getirilmiş bulunmaktadır. Son 14 yılda ‘kamu yönetimi temel kanunu’, ‘bölge kalkınma ajansları, ‘il genelinde büyükşehircilik’ gibi girişim ve uygulamalar da göz önünde bulundurulduğunda, MHP’nin 2016 Önerisi’ne verdiği desteğin milli değil ama üniter devletin kırılmasına hizmet ettiği görülmektedir.

Üniter devlet, milli devletin güvencelerinden biridir; bu durumda MHP, çeşitli çevrelerin anayasadan silmek için uğraştıkları Türk Milleti’nin egemenlik hak ve yetkisinin başlıca dayanaklarından birinin ortadan kaldırılmasına destek vermiş duruma düşmüştür.

YARGI

19. Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu

Yargı dünyasının en üst örgütleyici kurumu olan Hakimler ve Savcılar Kurulu, yine Adalet Bakanı ve müsteşarının başkanlığında olacaktır. Ancak bu kez sözkonusu bakan “siyasal bakan” değil, cumhurbaşkanınca atanmış kişidir. Üyelerden diğer 5’i de cumhurbaşkanınca atanacak, toplam 12 üyeli hale getirilen Kurulun ikinci 6’sı TBMM tarafından belirlenecektir.

Toplam 12 üyeli bir kurulun başkanı dahil yarısı cumhurbaşkanına bırakıldığı gibi, bu makam diğer yarı üzerinde de etkili olacaktır. TBMM'de en çok milletvekiline sahip partinin cumhurbaşkanının ait olduğu parti olacağı akılda tutulursa, HSK, büyük ağırlığı yada tümüyle cumhurbaşkanlığı yönlendirmesinde bir yapıya sahip kılınmıştır.

HSYK, tüm adli yönetimin en üst kurumu, adli örgütlenmenin ve hakimler ile savcılar dünyasının kurucusudur. Bu kurulun cumhurbaşkanına "ait" hale getirilmesi, bütün mahkemeler sisteminin ve yargı dünyasının yürütme organının parçasına dönüştürülmesi gibi bir sonuç yaratmıştır. Böyle bir sistemde 'bağımsız ve tarafsız mahkemeler'den söz etmek son derece güçtür.
[not: son iki paragraf, yazıya 29.12.2016 tarihinde eklenmiştir.] 

20. Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesinin üye sayısı, iki askeri yargıcın çıkarılmasıyla, 17’den 15’e düşürülmüştür. Şimdi olduğu gibi, Mahkeme üyelerinin 4’ü doğrudan; 8’i yargı ve akademi üst kurumlarının adayları arasından dolaylı olmak üzere 12’si cumhurbaşkanınca; 3’ü TBMM tarafından seçilecektir. (Madde 146)

21. Askeri yargı

Askeri yargı mahkemeleri ortadan kaldırılmıştır. (Madde 142, 145)

Somut olarak söylenirse Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve askeri mahkemeler topluca ortadan kaldırılmıştır. Askeri yargıç ve savcıların başka yargı (Anayasa Mahkemesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinde, madde 158) ve yönetim kurumlarında temsili sona erdirilmiştir.

DEĞERLENDİRME

Bugünkü anayasal ve fiili duruma göre, Türkiye'de yürürlükte olan hükümet sistemi, tanımı gereği yarı - başkanlıktır. Bu yapıyı yaratan değişiklikler parça parça yapılmış, cumhurbaşkanı 1982'de geniş ve güçlü görev ve yetkilerle donatılmış ve 2007'de doğrudan halk tarafından seçilmiştir. 2014 yılında yapılan ilk cumhurbaşkanı seçimiyle birlikte, yürütme gücünün cumhurbaşkanlığı ile başbakan ve bakanlar kurulundan oluşan hükümet arasında bölüşüldüğü yarı-başkanlık sisteminin kuruluşu tamamlanmıştır.

2016 Önerisi bu durumu değiştirmekte, yönetim sistemini "başkanlık rejimi" haline getirmektedir. Yarattığı ise "devlet başkanlığı rejimi" olmuştur.

Başkanlık rejimi, "güçsüz yasama (TBMM)" varlığıyla birlikte kurulmuştur. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri sistemiyle bu makama, TBMM yasa sistemine denk işlevler ve TBMM'den daha fazla etki gücü verilmiştir.

Başkanlık rejimi, "idari devlet" zeminine dayandırılmıştır. Devletin örgütlendirilmesini "kanun" ile yapma ilkesi ortadan kaldırılarak, idarenin cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle "idari kararlar" ile biçimlendirilmesi devri açılmıştır.

Devletin merkezi - üniter örgütlenmesi doğrudan değişikliğe uğratılmamış olmakla birlikte, ancak "yasa ile" yapılabilecek merkezi idare kurum ve kuruluşlarının kuruluş, görev ve yetkilerini belirleme yetkisinin kararnamelere bağlanmış bulunması, merkezi - üniter devlet özelliğini, demokratik denetimden bağışık olan her türlü idari müdahaleye açık hale getirmiştir.

Öngörülen yapı, demokratik devlet gereklerini karşılamaktan uzaktır.

Ülkemizin yararına olan tutum, bu önerinin geri çekilmesidir.

[BAG, 16 Aralık 2016]