22 Ağustos 2016 Pazartesi

KRİPTO AHLAKINA KARŞI MÜCADELE ETMEK



Cemaatçilikten ne kadar çok şey öğrendik.

Kendince büyük bir amaç uğruna herşey mübah anlayışına dayanan kripto ahlakı su yüzüne çıktı.

Öğrenci hocasının yada hoca öğrencisinin, memur yan masada çalışan mesai arkadaşının, asker silah arkadaşı diye bildiği kişinin, dernek yada parti üyesi yöneticisinin ve hatta başkanının, bildiği kimseden başka birşey olduğunu artık gözlerini kapatsa da görmekten kaçamaz hale geldi.

*

Ama nasıl olur şaşkınlığını attık. Kriptoyu ve kripto ahlakını anlamlandırma gayretine düştük.

Aytmatov'un kaleminden öğrendiğimiz "mankurtlaşma", bu açıklamalardan biri oldu. Mankurt sistematik baskıyla aklı alınan, kişiliği yok edilen, köleleştirilmiş, işkence eşliğinde zihin kontrolüyle insan olmaktan çıkmış insanı anlatan bir terim.

Bu sıfat doğru mu?

Eğer doğruysa aklı alınmış insansıları yaptıkları işlerden nasıl sorumlu tutabiliriz ki? Topluma verdikleri zararları ortadan kaldırmak için bunları etkisizleştirmek için çalışabiliriz, ama bunları nasıl yargılayabiliriz ki? Bunlar “ağır aldatılmış” insanlar ise, olsa olsa en fazla acıyarak af çıkarabiliriz.

*

Cemaatçi kadrolar için kullanılan “mankurtlaştırılmış insanlar” sıfatı yerinde değil.

Cemaatçiliğin açığa vurduğu insanlık hallerinden sızan gerçek, zorla aklı alınmak yerine adi çıkarı için aklını vermek gerçeği.

Bunlardan “iş adamı” olmuş olanı, ciamat tarafından kurulmuş iş düzeneğinin hamarat hamalı. Girdiği yarışların birincisi olanları, rakipleri insafsızca saf dışı edilmiş tek kişilik koşuların şampiyonları. Bunlar ayarlanmış jürilerin atadığı yöneticiler, Türkçe okuyucunun satırlarında bir türlü yazınsal kıvılcımlar yakalayamadığı kitapların zavallı yazarları.

Bu manzara iktidar, güç, şöhret için yanıp tutuşan "kifayetsiz muhterisler" dünyasının ta kendisi. “Cemaatçi” adı verilen bu muhteris, kifayetsizliğinden de ihtirasından da sorumlu tutulmalı. Bir şey olabilmek, bir şey alabilmek için tüm geleceğini başka ellere teslim edebilen bu uyanıklara, "mankurtlaşmış" deyip sorumluluktan kaçma olanağı vermemeliyiz. Hele bu sefilliğe "adanmışlık" deyip kutsallık atfetme hatasına hiç düşmemeliyiz.

*

Her şerde bir hayır vardır, doğru söz.

Kripto ahlakın F-tipinden öğrendiklerimiz, yanıbaşımızdaki başka kriptoları tanımamıza da yaramalı.

Besbelli ki, Türkiye’nin, yaşamın her alanında, kendini olduğundan başka birşeymiş gibi sunanlardan korunması gerekiyor. Türü ve amacı ne olursa olsun, “kripto olgusu”nu hem temel bir güvenlik sorunu hem de büyük bir ahlaki tehdit olarak takibe almak zorundayız.

Kripto ahlakı ortada kol geziyorsa, "kriptoanalizciler" görevlerini yapmalı. Bizlerin de, bu görevi yapanlara “komplo teoricisi” diye bakmaktan vazgeçmemiz gerekli.

Gerçek etnik, dini, tasavvufi, felsefi, siyasal aidiyetini gizleyip, içine girdiği toplum ve siyaset çevrelerini durmadan mayınlayan yumruları çözmeyi ve etkisizleştirmeyi başarmalıyız.

Bu yapılamaz işlerden değil. Yapılabilir ve başarılabilir.

Bütün mesele, ikiyüzlülüğün bu ağır kokusuna ve kripto ahlakın yarattığı iç bulantısına dayanabilmekte.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder