3 Ocak 2016 Pazar

O MASAYA OTURULMAZ



HDP’nin meclisteki grup başkanvekili İdris Baluken Hürriyet Gazetesi’ne ilginç bir açıklama yaptı. 27 Aralık 2015 tarihli DTK Özerklik Bildirisi karşısında AKP’nin gösterdiği tepkiden ötürü “şoktayız” dedi.

Özerklik sözü verdiler başlıklı açıklamasında "Başbakan görüşmeyi iptal etmese, bunları [verdikleri sözleri] anımsatacaktık. Biz de şaşırarak karşılıyoruz. DTK’nın sonuç bildirgesi açıklandığı zaman sanki ilk kez karşılaşmışlar gibi, kamuoyu yaratmaya çalışmaları, şoka uğramışlar gibi algı yönetmeleri, vatana ihanet ve hainlik üzerinde linçe tabi tutmaları, bizim açımızdan da son derece şaşırtıcı ve şoke edici bir tavır” diyor.

*

Bu açıklamayla birlikte başka kanıta gerek kalmadı. Türkiye, her biri durmadan halk, millet, demokrasi diyen yerli-yabancı elitlerin pazarlıklarıyla dönüştürülmeye çalışılıyor. Pazarlıklar kapılı kapılar ardında, halktan gizli yapılıyor. Pazarlık konuları bir şekilde halka açıklanınca, birbirlerine verdikleri sözleri halk karşısında savunamıyorlar. Böyle zamanlarda durumu karşılıklı “şok”a girerek idare ediyorlar.

*

Miş gibi yapmaların özeti şöyle: 

AKP milyonlarca seçmenin “çözüme tamam, tavize hayır! Türk Milleti ve üniter devlet katiyyen zarar görmesin” tembihlemesine karşılık onlara “merak etme sen” diye göz kırparken, HDP bireysel kültürel hakların güvencesini isteyen milyonlarca seçmene “aşk olsun, biz de onu diyoruz ya” diyerek saz çalıyor. 

Ama bu arada AKP, ihvancı kadrolarına “tek millet”in ümmet olduğunu fısıldarken, HDP de ayrılıkçı kadrolarına “hedefimiz egemenlik” diye mırıldanıyor. 

Adeta bir pazarlık jargonu geliştirmişler. AKP muktedirleri meydanlarda “tek millet, tek devlet”ten dem vururken HDP bundan rahatsız olmuyor. Çünkü pazarlıklarda bu sözlerin “Türk Milleti” ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” anlamına gelmediğini öğrenmiş bulunuyor. HDP de böyle çalışıyor. Ekranlarda konuşurken “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi”nden dem vurarak ortaklarının elini rahatlatıyor. Kendisi de rahat, çünkü pazarlıkçılar bu sözün aslında “federe özerklik” anlamına geldiği konusunda anlaşmış durumdalar.

*

Ne var ki özellikle Oslo pazarlıklarının kamuoyuna mal olmasından beri yerel demokrasi çarşafı bölgecilik, federasyon, ayrılık hedeflerini gizlemeye yetmiyor. HDP ve PKK cenahı, orada burada “Kürdistan sömürgecisi TC” laflarını edip “yerinden yönetim, yerel demokrasi” masalları okuyarak yol alamaz hale geldi. Irak, İran, Türkiye, Suriye’den koparılacak toprak parçaları üzerinde dörtlü konfederasyon düşlediğini ilan ederken Türkiye’nin tümü için yerinden yönetim modeli önerdiğini söyleyen bir siyaseti ciddiye alabilecek pek kimse kalmadı.

*

Bu cenahın istediği yerel demokrasi değil, yerel iktidar. İstedikleri şey yerel yönetimlerin özerkliği değil, yerel özerklik. İl yönetimi sistemine tahammülleri yok, iller kalksın yerine bölgelere özerklikler verilsin derdindeler. Bu yolla ortadoğuda dörtlü konfederasyonlarına adım atma düşü peşinde Atlantik-destekli yürüdükleri sır olmaktan çoktan çıktı. Durum böyleyken hala “kendim için istiyorsam ne olayım, Türkiye için istiyorum” laflarına inanmamızı bekleyen kaldı mı?

*

Bu pazarlıklardan, saklı düşmanlıklardan, AKP’sinden CHP’sine kadar binbir çeşidi sergilenen aldatmaca siyasetlerden cümleten sıtkımız sıyrıldı. Bu takiyye, bu ilmi siyaset, bu makyavel zanaatkarlarının korkak pazarlıkları konusunda “ama halk farkında değil ki!” sözü de zamanını doldurdu. Artık herkes herşeyin bal gibi farkında.

“Dur bi bakalım”cılığın devri bitti. Elimizdeki saf gerçek şu ki, bu şokçularla anayasa konuşulmaz, bunların kurduğu masaya oturulmaz.


[BAG, Aydınlık Gazetesi, 3 Ocak 2015]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder